TARİFİ OLMAYANLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TARİFİ OLMAYANLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2011 Perşembe

ALTINŞEHİR ADANA DERGİSİ

http://www.altinsehiradana.com/

Dergide benim de yazım var...
Keyifle okumanız dileğiyle...

15 Ekim 2009 Perşembe

EVREKA!!!! BELKİ BİRİLERİNE DEVA OLUR


Evet neyi buldum...?

Laf kalabalığı yapmadan lafa gireyim ben...

Benim eskiden bademciklerim çok şişer ve hastalanırdım, fakat 2,5-3 aydır bademcik değil onun biraz daha aşağısı olan boğazım çok fena yanıyor, parçalanıyor ve de çok ağrıyordu.

İş yeri doktorunun ve de sonradan gittiğim KBB doktorunun verdiği yaklaşık 4 kutu bir tanesi 95.-TL olmak üzere antibiyotikleri kullandım.Ve sonuç hep aynı ve de teşhis FARANJİT ve de değişiklik yok belki antibiyotiğin bitiminin ertesi gün tekrar başlayan acılar...


Artık başka şeyler düşünmeye ve başka doktora gitmeye karar vermişken çocukluk arkadaşım ve de İngilizce öğretmeni Nur ile sohbet ederken ve de öğretmen hastalığı olan faranjitten konuşurken Nur arkadaşımızın annesinin de böyle rahatsız olduğunu ve de birçok doktor gezdikten sonra , teşhisin FARANJİT değil benim hiç ama hiç aklıma gelmeyen REFLÜ olduğunu söylediğinin akşamı ile birlikte kendimce, kendime faranjit değil reflü tedavisi uygulamaya başladım.

Yani akşam 7:30 dan sonra yemek yemiyorum, acı-ekşi-ağır şeyler yemiyorum ki gerçekten mide yanmam filan çok oluyordu ve de ben pek umursamıyordum.

Ve de en önemlisi 2 yastıkla yatıyorum ki mide asitlerim boğazıma kadar çıkamasın diye...

Sonuç: FARANJİTİM GEÇTİ::)))


VÜCUT NE KADAR SİSTEMATİK BİR YAPI...ALLAH ÖYLE YARATMIŞ Kİ İNSAN ŞAŞIRIYOR GERÇEKTEN.

MESELA MİDEMİZE YARAYAN, SİNDİRİMİMİZ SAĞLAYAN O SEVİMLİ ASİTLER YANLIŞ YERE KAÇARLARS HASTALIĞA SEBEP OLUYORLAR...

Ve de aslında vücudumuz gerçekten bir aksiliği kesinlikle bize haber veriyor, uyarıyor ama anlayana tabii...

Bu sebeple vücudumuzu, ruhumuzu kesinlikle arada bir de olsa dinlemeliyiz, sinyallere kulak vermeliyiz tabii bir de arkadaşlara...

Sevgili Nur çok teşekkür ederim canım...

HERKESE SAĞLIKLI GÜZEL GÜNLER DİLERİM...


BİR DE BEN FARANJİTİM DİYENLER, FARANJİT TEŞHİSİ KONULANLAR BİR DE MİDELERİNE KULAK VERSİNLER ...


NOT:FOTOĞRAF VE DÜZENLEME BEN

26 Mayıs 2009 Salı

BİRKAÇ ŞEY...YETUR-FOTOĞRAF-BLOGGER-TEŞEKKÜR


1-Sevgili Yeşim , yani yetur nasıl üzüldüm bir bilsen...Umarım kararını değiştirirsin ve yine bizlerle olursun...Ve bizi o nefis tariflerden, bilgilerden mahrum bırakmazsın...

2-Blogger , lütfen yüreğimizi hoplatma , geçen cumadan beri kendi blogum dahil blogları açamıyordum ve de çok üzülmüştüm. Acil yardımlarını esirgemeyen Sevgili Hatice ve Sevgili Betül'e çokkkk teşekkür ederim. İYİ Kİ VARLAR.


3-Geçtiğimiz cumartesi AFAD'daydım. Ve Rotary fotoğraf yarışmasını kılpayı kaçırdığımı öğrendim.Ve çok sevindim.Son 6'ya kalmış.O bile benim için iyi birşey.Aslında bu ödül-yarışma olaylarına sıcak baktığım söylenemez ama motivasyon açısından insanı olumlu etkiliyor.

Yarışmalarda jürilerin ruh durumları, jürilerin birbirleriyle olan ilişkileri fotoğraf seçimini etkiliyor ve elbette objektivite sözkonusu olmayabiliyor.Ayrıca da yarışmalarda binlerce fotoğraf oluyor, gerçekten onları elemek, incelemek de çok zor olsa gerek.
4-Dostluk, arkadaşlık hakkında zaman zaman ve de uzun uzun düşünüyorum. Bazen hayalkırıklıkları yaşıyorum, bazen şoka uğradığım anlar oluyor, bazen "peki hangi söylediğine inansam" diye düşünüyorum, sarsılıyorum...
Bazen yanlış insanlara emek verdiğimi, değer verdiğimi görüyorum...Ve kızıyorum kendime NEDEN göremiyorsun gerçekleri ...Acaba görmek mi istemiyorum???
Ve çok yakınımda olup da göremediğim, gerçek dostum olabilecek insanları istemeden ıskaladığımı görüyorum ...Ve ve çok üzülüyorum o zamanlar...ama en azından farkına varmak bile iyi birşey sanırım...
Ve sanırım ben insan tanıma özürlü biriyim...
Ya da insanlar işine geldiklerinde iyi arkadaş oluyorsun, işlerine gelmedikleri zaman uğramıyorlar yanına yönüne...
Elbette insanlar değişir, fikirleri değişir ama belirli bir duruşları vardır . Ama bazen o duruşlarında 360 derece değiştiğini görünce GÜVEN sorunu yaşıyorum.
Bir fikri olanların , bana bu konuda yardım edeceklerden mesaj-mail bekliyorum ve şimdiden teşekkür ediyorum..
FOTOĞRAFLAR VE KOLAJ: BEN
YER:İSTANBUL

4 Mayıs 2009 Pazartesi

DEVRİM ARABALARI-HİÇ BİR BAŞARI CEZASIZ KALMAZ-


2.kez vizyona giren bu filmi sakın kaçırmayın.
Adanada Cinebonus ve Metropol sinemalarında oynuyor.
Hem filme hem de Metropol sinemasına destek olmak adına gittim bu filme. Filmi sadece tek başıma seyredeceğimi düşünürken 8-10 kişi olmamıza mutlu oldum.Bu arada kızlarıaramadım özellikle Emriye çok rahatsızdı ama o da bana sonra kızdı neden bizi aramadın diye::(((
Fakat ben 1 kez daha "Devrim Arabaları"nı seyrederim hem kızlar için hem de filme destek olmak, güzel işler yapanları desteklemek adına...
Ülkemizin beyin gücü olup da nasıl başarısızlığa sürüklendiğini görmek çok acı ama gerçek.
Eğer istenirse ve dış odaklar(beyinsiz , bencil iç odakları kullanarak) izin verirse yapamayacağımız şey yok ...Filmde seyredeceğiniz üzere; ABD lilerin"Yapabileceklerine inanmaları , yapmalarından daha tehlikeli bizim için" demeleri özet ama o kadar açık ki...
Atatürk'ün izinden maalesef gidemedik , gidebilseydik şimdi uçakları biz Avrupa'ya satıyor olacaktık...
Eğer istersek , yapamayacağımız şey yok...Ve bunu biliyoruz, birleşsek, ortak kalp, ortak amacımız olsa kimse bizi tutamaz.
Sadece vatan toprakları tehlikeye girince yollara dökülüp, tencere-tava çalıp, lamba açıp kapatıyoruz.
Oysa vatan toprakları başka şekillerde ele geçirildi , bizim düşüncesizliğimiz, yabancı malına düşkünlüğümüz sayesinde.
Deli gibi tüketiyoruz tüketim topumu olduk.
Oysa istersek çok ama çok kısa sürede otomobil bile üretebiliriz.
Yeter ki o bilince ulaşabilelim , yeter ki beynimizi uyuşturan televizyon, futbol,magazin gibi abuk sabuk şeyleri bırakıp, normal düşünmeye başlayalım.
Elbette o tür şeylere de zaman zaman ihtiyacımız var fakat herşeyi dozunda yapmamız gerek bana göre.
Babamı şimdi çok daha iyi anlıyorum ...Onu da rahmetle anıyorum...

14 Şubat 2009 Cumartesi

UNO KEKLERİM MİNİK KALBİM VE ARKADAŞIMDAN MİNİK ŞEKERLİĞİM








Bazen evren gerçekten insanın mutlu olması için çalışıyor.Hüzünlerimden bu sevimli şık hediyelerle biraz olsun ayrılabildim.İçimi kıpırdattılar.
Emeği geçenlere teşekkürlerimi bir borç bilirim. Aslında o minik şirin kupanın içinde fıstıklı lokumlar vardı ama artık yoklar::)))

Uno herzamanki gibi şık, şirin hediyesiyle beni neşeye boğdu...::)))Sevindim, sevindim....
Aslında mutluluk çok basit şeylerle geliyor insana...
Şu an her ne kadar Toyga Işıklı'dan "hüznüm bile yorgun....her damla gözyaşımdaki keder umutsuz" dizeleriyle bütünlenen şarkısını dinliyorsam da umut, neşe her zaman bizimle olsun...

13 Ocak 2009 Salı

Uno ile kahvaltı tarifleri...
















Nasıl yumuşacık, pufidik pufidik bir ekmek ve o ekmek Uno ekmek...Ben ekmeklerimi Adana çok nemli ve sıcak bir memleket olduğu için hep buzdolabında saklarım ki çabuk bozulmasınlar.
Bu pazar, yalnız kahvaltımı şenlendiren Uno ekmeğe çok teşekkür ederim. Ben ekmeğimi mikrodalgada ısıtıp, sıcacık ve yumuşacık ilk günkü lezzetiyle, krem peynir ve kayısı marmelatıyla yedim.
Dün akşam da yine Uno ekmeği kalıplarla kestim, boşluğa yumurta kırdım, tuz,karabiber,kırmızı tatlı pul biber ekledim ağzı kapalı tereyağında pişirdim.
Bu arada dün yine çok güzel, içimdeki yalnızlığa arkadaş olan; biri UNO'dan olmak üzere 2 hediye aldım, akşama da hiç beklemediğim ,çok sık görüşemediğim ama kalbimin onunla olduğu arkadaşım aradı, dertleştik uzun uzun...Nasıl mutlu oldum anlatamam...
Uno ailesine yine nazik davranışları için tekrar teşekkürlerimi iletmek istiyorum...

24 Eylül 2008 Çarşamba

EN ÇOK SEVDİĞİM TATLI GÜLLAÇ VE TEŞEKKÜR





Sevgili çocukluk arkadaşım ve de komşum canım NUR'a çok çok teşekkür ederim bu nefis tatlı için...

Elleriniz dert görmesin...Tadı nefisti...Oruç oruç çok iyi geldi...

İYİ Kİ VARSIN CANIM...
ALLAH KOMŞUSUZ, ARKADAŞSIZ,DOSTSUZ,AKRABASIZ BIRAKMASIN...
Özellikle hasta olduğum zamanlar komşularımın, arkadaşlarımın, akrabalarımın kıymetini iyi bilmem gerektiğini daha iyi anlıyorum...

23 Eylül 2008 Salı

ALT KOMŞUMDAN YENİ BİR LEZZET-CEVİZLİ KÖFTE







Yine sağolsun alt komşu teyzeden geldi...Şirin torunu getirdi...

Adını bilmiyorum..ama cevizli köfte dedim ben...

Bulgur kısır gibi yapılmış, kavrulmuş soğan,salça,pul biber,bolca ama bolca irice kıyılmış ceviz ,yağ vardı...Et varmıydı onu keşfedemedim...Ama çok lezzetliydi...

Buradan çok teşekkür ediyorum ve bilenlerin bu tarif için yardımcı olmasını rica ediyorum...

Elle sıkılmış ve büyükçe yukarıdaki gibi şekil verilmişti.
Buna benzer bir tarifi burada buldum.Ceviz ilavesiyle sanırım benzer bir tat yakalanabilir.Tarifi kopyalıyorum ki kaybolmasın.
Ben bunu, kendimce kısırın ve çiğ köftenin değişik bir versiyonu gibi düşünüyorum..4 kişi için aşağıdaki malzemeleri verdim.Kişi sayısına göre bulgur ölçüsünü değiştirebilirsiniz.. Malzemeler
2 su bardağı köftelik bulgur
1 adet kuru soğan
2 yemek kaşığı somates salçası, isteğe göre 1 yemek kaşığı biber salçası
Kırmızı biber, karabiber, tuz (isteğe göre kimyon vs.)
3 adet taze soğan
1 demet maydanoz
1-1,5 su bardağı sıvı yağ
Yapılışı
Bulgur, ince kıyılmış kuru soğan, salça, kırmızı biber, tuz, karabiber hep birlikte aynen çiğ köfte gibi yoğrulur...Gerek duyulursa arada yarım çay bardağı kadar su eklenebilir(kolay yoğurmak açısından)

Bulgurlar yumuşayıncaya kadar yoğurma işlemine devam edilir.
Yoğurma işlemi bitince sıvı yağ, bir tavada iyice kızdırılır. Eğer yağ iyice kızdırılmadan eklenirse tadı ve görüntüsü iyi olmuyor..
Kızgın yağ, bulgurlara dökülür..Bir çatal ya da kaşık yardımı ile eliniz yanmasın diye hafifçe karıştırılır..
En son kıyılmış maydanoz ve taze soğanlar da eklenerek, son bir kez özleşmesi açısından toparlanıp, büyük toplar halinde şekil verilir.
Yine komşu teyzemden tam tarifi alınca yayınlayacağım.

22 Eylül 2008 Pazartesi

TAM 28 YIL ÖNCE BUGÜN


Herşeyin bir sebebi var...
Bu fotoğrafı görmem için 28 yıl geçmesi gerekiyormuş...
5 sene kaldığımız ve bir kez bile geri dönemediğimiz ASLANTAŞ BARAJI hatırası...
Ne çok şeyler yaşandı o 5 sene ve sonrasında...
Bu fotoğraf için tekrar Sevgili Çiğdem'e ve eşi Baturhan Atabey'e çok teşekkür ediyorum...
Sevgili Handan'ımın sitesini gezerken, Sevgili Çiğdem'e rastladım...Handan ile geçirdiğimiz yılları hala hatırlar ve anımsarım(Tabii sadece Handan'ım değil, o yıllarda yollarımız kesişen herkesle ve herşeyle olanları da, ki biri çok özeldi benim için ama şimdilik bende kalsın::))) ...Çiğdem ile de tanışma fırsatımız oldu..İyi ki oldu...Onun eşi Baturhan ile de yine Aslantaş'tan tanışıyoruz...Nerdeeeeeeeeeeeeeen nereyeeeeeee...İşte beni tam tamına 28 yıl önceye götüren bu fotoğrafı da paylaşmak istedim...
Baturhan'a, Çiğdem'e ve Handan'a sevgilerimi gönderiyorum...
Adana'ya geldiklerinde daha detaylı teşekkür edeceğim::)))
Bu da yukarıdaki yazımda ASLANTAŞ'a dair ÖZLEMLERİM'i anlattığım paragraf...
*Adana’dan ağlayarak gittiğimiz Aslantaş’ı, orada hayatımın en güzel 5 yılını paylaştığım herkesi, mavi gözlü beyaz tenli ilkokul öğretmenim Nedret GÜVENÇ’i , 11 kişilik sınıfımı,okul müdürü otoriter Meral öğretmeni, bana ait masamı, annemin ve babamın gelemediği okul müsameremi, bana matematiği sevdiren, saçlarımın onunki gibi olmasını istediğim , ortaokul öğretmenim Meral ALA’yı, Fizik öğretmenim Rüstem ÖZCAN’ı , Fen-Tarım öğretmenim Emine Han.’ı,12 yaşında ortaokulda tanıştığım ve 2 sene önceye kadar mektuplaştığım sınıf arkadaşım Gülşen Kalı(Dağdelen)’yı , sesi güzel Seher’i , not olarak gizli gizli yarıştığım Ayşenur’u , Zeliha’yı, bizi okula götürüp getiren mavi gözlü, mavi minibüslü Yusuf Abiyi, servisteki kaset savaşlarını, fıkraları , şarkıları, ders çalışmaları ,gazete-dergi değişimlerini, DSİ-DOĞUŞ servislerinin yarışmasını ve yarışı bizim kazanmamızı, Küçük ev dizisindeki baba Micheal’a benzediği için ‘Micheal’ diye hitap ettiğimiz Haluk’u, gazeteci olacağını söyleyip olan Handan ablayı, Japonlara’a benzettiğimiz çekik gözlü Aykut’u, bilim kokan Haluk’u, futbol sevdalısı Mete’yi, Simon Templer ’a(Saint’in dönüşü filmindeki) benzettiğimiz Teoman’ı, Zeliha ’yı , uzun örgülü sarı saçlı, sivilceleriyle devamlı kavga eden, Cahit amcadan ödü kopan , geceleri penceresini tıklatıp korkuttuğumuz Emel Ablayı , Mesude ‘yi ve ablası Mesliha'yı,Tarkan’ı, Murat’ı, Orkun ’u, Wilademir’i, 5 taş ve lastik oynadığım komşu kızı arkadaşım Rüya’yı, kıvır sarı saçlı küçük Simla ’yı, hayat dolu Cemile teyzeyi, kapı komşumuz Ayten teyzeyi,Lidya teyzeyi, Müsenna teyzeyi, Necla teyzeyi,Babana teyzeyi , Hakan’ı, Elvan’ı, kurt köpeğinin mi onu, onun mu kurt köpeğini gezdirdiğini pek kestiremediğimiz Erdal Amca ’yı , gitmekten nefret ettiğim kantini, voleybol-basketbol-masa tenisi turnuvalarını, annelerin kısır partilerini, klüpte yaptıkları paralı günleri,pırıl pırıl yıldızların çokluğunu görebilmeyi, kayan yıldızları, hiç durmaksızın yağan yağmuru, şimşekleri, gök gürültüsünü, yağmurdan ıslanmış sarmaşık güllerini, bahçede yetişen sebzelerle yaptığımız yemekleri, alabildiğine yeşil buğday ve yer fıstığı tarlalarını, muhteşem nehir manzaralı evimizi, sabah servis beklerken inen o yoğun sisi, baharın –sevgilerin habercisi beyaz papatyaları, çardak partilerimizi, klüpte yediğimiz yemekleri(tadı damağımda kalan elmalı hamur tatlısını), ilk aşkımı, ilk aşkı olduklarımı, ve bir kez bile olsa, bir kez daha geri dönemediğim Osmaniye ‘yi özledim...
*Şu an hatırlayabildiğim ve hatırlayamadığım ,yazabildiğim ve yazamadığım, benim hayatımda derin izler bırakan ve benim hayatında bilerek ya da bilmeden iz bıraktığım, üzüntülerle, doyulmaz çocuksu sevinçlerle, unutulmaz hüzünlerle , hayal kırıklıklarıyla, sevgilerle, korkularla,kıskançlıklarla , paylaşımlarıyla , özverileriyle, içtenlikleriyle, vicdan azaplarıyla, pişmanlıklarla, şu anki beni ben yapan, ölünceye kadar ,kalbimin ve aklımın bir köşesinde daima yer alacak , beni en ince ayrıntısına kadar hatırlayan ya da hiç hatırlamayan , sevgimi söyleyebildiğim ya da söyleyemediğim , kalbini bana açabilen ya da açamayanları, kalbini bana açan fakat karşılık bulamayanları, bilmeden kırdığım insanları ya da kırıldığım insanları, bu yazıyı okuyabilecek olanları yada okuyamayacak olanları , bu dünyada artık olmasalar da benliğimin en güzel köşelerini süsleyen ve süsleyecek olanları ,ortak bir geçmişi paylaştığım veya paylaşacağım herkesi çok özledim...Unutulmak ve unutmak hayattaki en acı gerçek bence...çünkü insan hatırladığı sürece hayatta kalabilir ancak...mutlulukları, hüzünleri, pişmanlıkları, hatırlar ve yaşadığı güne bunları ekleyerek mutluluğun kapısını tekrar aralar...hiç beklemediğim bir anda bunu bana öğreten, unutulmamanın mutluluğunu ve bir o kadar da acısını yaşatanlara da teşekkür ederim. Onları da özledim.
İLKAY ZEHRA ÜLBEĞİ
Bu arada yukarıda adı geçen ve yıllar sonra bulabildiğim, bağlantı kurabildiğim;
Teoman Göz doktoru olmuş ve İstanbul'da yaşıyor...
Mesliha yine İstanbul'da...
Cankut yine İstanul'da ablası ve ailesi Adana'da...
Haluk, İzmir'de ve aynı şirkette çalışıyoruz::))
Handan-Baturhan Ankara'dalar...
Rüstem Hocam Adana'da Milli Eğitim Md.lüğünde...
Mete,Atilla yine İstanbul'da...
Kimbilir belki yıllar sonra da olsa yüzyüze görüşebilme şansımız olur...???
NOT:Bu arada fizik tedaviye başladım, çok şükür daha iyiyim...Herşeyin başı sağlık...ÖTESİ BOŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ

18 Haziran 2008 Çarşamba

TAZE FİRİK NOHUT



Çocukluğumun mutlu günlerini hatırlatan bir lezzet.Tam zamanı bu ara.

Bir de sürpizli bir yiyecek...Tam bitti dediğinizde yaprakların arasında bir tane size gülen bir nohut çıkıveriyor...Ben buna bayılıyorum...Sizlerle de paylaşmak istedim.


Hepinize güzel çocukluk günlerinizi hatırlatan anlar dilerim.

16 Mayıs 2008 Cuma

BU YEMEĞİN ADI NEDİR?YÖRESİ ve TAM TARİFİ NEDİR ACABA???




Bu yemeği alt komşum göndermişti sağolsun...Yanında pilavla...Tabii ben tabağı bitirmek üzereyken aklıma geldi hemen fotoğrafladım.

Bunu daha önce sanki bir yerlerde(TV'de bir kanalda) seyretmiştim hani yöre yöre gezenlerden birinde...Şu an hatırlayamıyorum tam olarak...

Eğer bu yemeği ve tarifini bilenler varsa bana yazabilirlerse çok sevinirim...

Hani samimi olmadığım ve de çekindiğim için pek komşuma soramıyorum da::((

Ama ben tahmini olarak nasıl olduğunu anlatayım...

Kabaklar incecik oyulmuş ve kızartılmış. İçi, soğanla kavrulmuş kıyma + baharatlar + maydanoz ve nohutla hazırlanmış içle doldurulmuş.Sanırım üzerine domates dilimlenerek biraz da fırına verilmiş gibi geldi...Belki domatesler de yağda çevrilmiş üzeri süslenmiştir tam anlayamadım bunu...

Ben nohutlu şeyleri çok sevdiğim için bayıla bayıla yedim...

Komşuma teşekkürler...Torunu ile ilettim ama bir de buradan ileteyim istedim...

Cevaplarınızı merakla bekliyorum...

Hepinize Sevgilerimle,

30 Nisan 2008 Çarşamba

"GÜNAYDIN! MERHABA! ÖZÜR DİLEME! GÜLÜMSEME !" KAMPANYASI -YONCA TOKBAŞ


Hürriyet Yazarlarından, Sevgili Yonca TOKBAŞ'ın bugünkü yazısını okudum ve bu müthiş , içimi coşturan, kanatlarımı kaldıran bu kampanyasına acilen destek vermek istedim.
Tüm blogcu, blogger, günlük sahibi olan arkadaşlarımı , dostlarımı da bu kampanyaya davet ediyorum.
Sevgili Yonca, yazısında belirttiği üzere de yazısını kullanmamıza izin veriyor.
İnsanlığımızı hatırlatan bu gündelik , samimi, sıcak, içten eylemleri lütfen yapalım diyorum.
Yonca'cığım , kanatların kırılmayacak...
Biz hala İN-SA-NIZ.
Umarım davetimi kırmazsınız canım arkadaşlarım...
Hepinize sevgi dolu, bahar dolu Merhabalar dileğimle,
HEPİNİZE MERHABA!
Bu arada fotoğrafı da Sevgili YONCA'ya ithaf ediyorum.umarım beğenir ve beğenirsiniz.::)))
İŞTE SEVGİLİ YONCA'NIN YAZISI:
Özür dilerimBen bir hata yaptım.
Hani ağzımdan kaçtı derler ya…
Farkında bile değildim üstelik.
Bana; insanı öfkeyle dolduruşa getiren bir yazı yazdığımı düşündüğü için eleştirisini yollayarak güzelce kulağımı çeken bir okurum; “Lütfen yazılarınızda “balgam” gibi bir kelime kullanmayın” dediğinde farkına vardım.
Ben de öfkeme yeniliyorum.
Yanlış bu işte.
Bunu fark ettiğimde başka bir şeyi daha fark ettim.
Bizim için, sevinç ve takdir dile getirmek zor.
Sövmek ve yermek çok kolay.
Yüreklendirme yok.
Özür dilemeyi bilmiyoruz.
“Merhaba dersen borçlu çıkarsın!” şeklinde yaşıyoruz.
Maç galibiyetleri dışında sevinçten sokaklara döküldüğümüz var mı? Onda da silahlar patlıyor zaten...
Peki ya hiç olumlu eylem yapmışlığımız?
Yani demek istediğim, bugüne kadar beğenmediğimiz bir şey olduğunda ya hep bağıra çağıra tepiştik ya da ışık söndürerek, siyah kurdele takarak kızgınlığımızı dile getirdik.
Aydınlık Türkiye için kendimizi karanlığa mahkum ettik. Ha diyeceksiniz tasarruf ettik... O ayrı da...
Ben başka bir şeyden bahsediyorum.
Neden “Merhaba Deme Eylemi” yapmıyoruz?
Kimseden korkmadan, inadına, herkese gülümseyerek “Merhaba!” desek mesela...
Bunu bir eylemle başlatıp kendimize iyi bir alışkanlık edindirsek ya.
Ya da ne bileyim...
Öfkeye inat “Gülümseme Eylemi!” yapsak.
Siyah kurdeleler yerine, GÖKKUŞAĞI renklerinde kurdeleler taksak arabalarımızın antenlerine.
Radyolarımız insanlara “Günaydın!” deme çağrısında bulunsa...
Nezaket adına “Bayanlara Kapı Açma Eylemi” başlatsak mesela.
Küfür edenin ağzına pul biber sürmek yerine, “Al sana şeker! Ye de ağzın tatlansın eylemi” yapsak...
İyi bir başlangıç olmaz mı?
Radyolardan, büyük yazarlardan, blogculardan bu konuda destek istesem, alabilir miyim?
Bu önerimi elden ele dolaştırsak, destek çıkar mı birileri sizce?
Yoksa ben hayal aleminde uçmaya başladım da,
Kanatlarım kırılıp düşecek miyim yere?
Yonca
“umutekeriyilikbiçer”
FOTOĞRAF:KIZIM İREMSU
JÖLE YAPIMI:BEN::))

2 Nisan 2008 Çarşamba

ÇARPIŞMA-CRASH-FİLM


Gerçekten çok çok güzel bir film...Bu filmin DVD'sini çok önce seyretmiş olmama rağmen televizyonda birkaç kanalda tekrar tekrar seyrettim.

İnsanları; iyi-kötü, siyah-beyaz,zengin-fakir vbg. ayırımların yapılmaması gerektiğini, iyi insanların bile bazı koşullarda istemeden de olsa kötü olabileceklerini ya da tam tersi sizi taciz eden birinin , günün birinde hayatınızı kurtarabileceğini göstermeye çalışıyor film ve insanların kaderlerinin bir şekilde kesiştiğini anlatıyor.

Kesinlikle kesinlikle tavsiye ediyorum.

Bir de bana göre sadece insanları değil, olayları da aynı şekilde değerlendirmek lazım. Bazı olaylar bir an kötü göründüğü gibi ertesi gün hiç aklınıza gelmeyecek şekilde iyi olabilir sizin için.
Mesela benim evin 2 apartman ilerisinde bir ilköğretim okulu var. İzinde olduğumda ve biraz rahatsız hissettiğimde okul zili, çocukların sesi bazen bana zul gelebiliyor.Bayağı rahatsız oluyordum taa ki bir gece cep telefonumla oynayıp bilmeden saatini bozduğum ve ertesi sabah telefon alarmım çalmayınca ve de okul zili ve çocukların söylediği "ANDIMIZ" la uyanana kadar.Tabii hemen telefonun saatine baktım saat 06:00 görünüyor oysa okul zili saat:07:00'de çalar.O an anladım ki bir hata var.Kalktım TV'ye baktım saat:07:05. Ben apartopar hazırlandım ve servise yetiştim.Demekkiiiiiiiiiii okul zili,çocukların sesi her zaman kötü değilmişşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş diye kendime ders çıkardım.

Filmle ilgili tanıtım yazısı:2004 yılı yapımı.

Başarılı bir televizyon kariyerinin ardından 2000 yılında sinemaya odaklanmaya karar veren , uzun süre doğru zamanı bekledi ve önce Clint Eastwood'un Oscar fatihi filmi "Milyonluk Bebek"in ("Million Dollar Baby", 2004) senaryosuna imza atan Paul Haggis'in ilk filmi olan "Çarpışma", Los Angeles'ta birbirlerinden farklı etnik kökenlere sahip insanların yaşamlarının, bir kaza sonucu 48 saat içinde kesişmesini konu alıyor. İranlı bir dükkân sahibi, Afroamerikan bir televizyon yönetmeniyle karısı, Meksikalı bir çilingir, beyaz Amerikalı bir savcı ve karısı, birbirlerine aşık olan biri zenci diğeri Latin kökenli iki polis memuru, orta yaşlı Koreli bir çift, ırkçı bir polis ve iki araba hırsızı gencin öne çıktığı film, Sandra Bullock, Don Cheadle, Matt Dillon ve Brendan Fraser gibi isimlerin yer aldığı oyuncu kadrosu ve özgün yaklaşımla dikkat çekiyor.

27 Mart 2008 Perşembe

SEVGİLİ HAMİDE'CİĞİMİN SABAH KAHVESİ MENÜSÜ 2




















Sevgili Hamide'ciğim bu nefis şeyler için sana ve emeği geçenlere çok teşekkür ediyorum tekrar.
Bana o gün vahiy indi ve erkenden kalktım ve erkenden gittim Hamide'ciğime.Onun da tam ihtiyacı varmış.Biraz yardım ettim.Şeker kızı Zişan ile bulaşık makinası bile yerleştirdik.
Çok güzel bir gündü.En kötü günümüz böyle olsun diyerek menüdekileri sıralıyorum.Tarifleri sahiplerinden aldıkça yayınlayacağım.

-Sarmısaklı köfte(limonluydu benim annemler limon koymazlar)
-Pratik Peynirli Börek(benden)
-Ispanaklı tart(Seçil'den)
-Nişastalı kurabiye(Çağla'dan)
-Tel kadayıflı muhallebi(Hediye'den-tarçınlı)
-Domates-salatalık-turşu

Hepsi de ayrı ayrı çok lezzetliydi ve tabii asıl lezzet sohbet-dostluk-arkadaşlıktaydı.
Umarım bu dostluklar, arkadaşlıklar daim olur ve de herkese nasip olur.

18 Şubat 2008 Pazartesi

KİRPİ KURABİYE,KURS,ŞIKLIK







Bu kurabiyeleri Acemi Şef'den görüp yaptım.Sevgili Ümit'in sabah kahvesi davetine götürmek için büyük bir heyecanla yaptım.Şekilleri çok güzel oldu fakat lezzeti maalesef beni hayal kırıklığına uğrattı.Çok sert oldu bir de küçük küçük yaptım içleri güzel pişsin diyerek.Ama maalesef Ümit'e tadını beğenmediğim için götüremedim.Daha önce deneyip tadını beğendiğim başka bir kurabiye tarifiyle yeniden denemek istiyorum çünkü çok şirindiler.Hepsini ayrı bir kişiliği vardı.Yani Sevgili Ümit'e götüremedim keşke Portakal Ağacı Hatice'nin daha önce yaptığım İncirli Tatlı'sını yapsaydım çünkü Sevgili Ümit çok beğenmişti.Neyse bir dahaki sefere artık.

Tarifi ben yine de vereyim.Tarif için ve şekil için de Acemi Şef'e çok teşekkür ederim.Tarifi aynen aktarıyorum.Ben hiçbir değişiklik yapmadım.Valla yapmadım....::))))

Bu arada bu şirin kurabiyeleri arkadaşıma götüremedim ama fotoğraf makinası yanımda olduğu için fotoğraflarını gösterdim sadece::)) Onlar da keşke getirseydin dediler.Hatta Sevgili Serap ve Sevgili Şengül "Ayyyyyyyyyyyyyyy canımmmmmmm çoooooooooooooo tatlılaaaarrrrrrrrrrrrrrr" nidalarını da eksik etmediler.

Bir de sadece damaksal değil ,görsel lezzetleri de paylaşmak istedim. Sevgili Serap'cığımın çorapları ve pabuçları çok şıktı.Paylaşmadan edemedim."Ne alaka yahu...." diyenler olabilir ama hafta sonu Tarihi Kız Lisesi Binasında, AFAD'ın organize ettiği ,Sn.Mehmet BAYHAN'ın fotoğraf kursunda ,şu an adını hatırlamadığım yabancı bir fotoğrafçının , morgdan çaldığı ya da aldığı ceset parçalarıyla çekilmiş fotoğraflarını gördükten sonra bari ben güzellikleri paylaşayım dedim kendi kendime.

Bu arada "Hocam bu fotoğrafçının çocukluğuna inmek lazım....."gibi cümleleri duyunca hocamız anlattı.Meğerse 6-7 yaşında babasıyla yüyürken bir trafik kazası oluyor ve kaza geçiren adamın kopan kafası ,çocuğun yakınına düşüyor....Sonrası ise yukarıda anlattığım gibi....::((((

Şimdi tarif orjinali aşağıda eğer haliniz kaldıysa::)))

Hamur Malzemeleri:
-4,5 çay bardağı un
-135 gr. oda ısısında margarin veya tereyağı
-5 tepeleme çorba kaşığı pudra şekeri
-1 yumurta akı
-2 çay kaşığı şekerli vanilin
Kirpilerin gözüne ben kuş üzümü koydum.
Yapılışı:
Tüm malzememizi yoğurup 4-5 parçaya ayıralım. Buzdolabında 1 saat dinlendirelim. Süre sonunda her bir parçayı dolaptan tek tek çıkarıp şekil vereceğiz çünkü hamurumuzun şeklini kaybetmemesi için soğuk olarak fırına girmesi gerekiyor.Fırınımızı 175 dereceye ısıtalım. Dolaptan aldığımız hamur parçasından ceviz kadar bir parça koparalım. (Hamuru ne kadar küçük şekillendirirseniz içi o kadar iyi pişer) Bu parçayı bir ucu sivri olacak şekilde yuvarlayalım.
Sivri ucu makas ile kirpinin ağzınını oluşturmak üzere yatay olarak keselim. Üst kısmından bir miktar boşluk bıraktıktan sonra (surat kısmı olacak) yine makasımızla hamuru kirpinin dikenlerini oluşturmak üzere yanyana keselim. Bu işlemi hamurun üst yüzeyi boyunca tekrarlayalım.
Hazırladığımız kirpinin göz kısmını oluşturmak üzere varsa iki adet boncuk şekeri hamurun ön kısmına koyup, elimizle birbirine doğru yaklaştırarak bastıralım. Göz için kuş üzümü, çörek otu, damla çikolata vs. de kullanabilirsiniz. Hazırladığımız kirpileri ısınmış fırına koyalım. Üzerleri pembeleşene kadar pişirelim. Daha sonra fırından hemen çıkarıp soğumaya bırakalım.

15 Şubat 2008 Cuma

ŞIK BİR SALEP SUNUMU


İremsu ile gitmiştik Mado'ya. Ben dayanamadım salep içtim.Soğukta gerçekten çok severek içiyorum.Mado'da da gerçekten lezzetli yapılıyor.Ayrıca sunumu da çok şıktı.Paylaşmak istedim.Salep çok sevdiğim içecekler arasında.Bir de cevizle cidden vazgeçilmez bir lezzet.Ben tabii ekstra ceviz istemeyi de ihmal etmiyorum::))))Bozaya da bayılırım bu arada.Tarçınlı, sarı eblebili...Mmmmmmmmmmmmmmmmm.Tarçın kokusu da ayrı bir cezbedici unsur tabii ki iki içecek için de geçerli...

Kalpli filan çok hoştu, çok özenilmiş bir sunumdu. Böyle ince şeyler beni cezbediyor, insana kendini özel hissettiriyor.Ben de elimden geldiğince misafirlerime bir şıklık yapmak isterim.Bu özel bir peçete olur, çiçekli bir pasta olur...
Bu arada benim aklıma gelmedi, İremsu "Anneciğim hadi fotoğrafını çekelim" deyince şimşek çaktı bende::))) Tabii ben izin alayım dedim, servis yapan arkadaş "Tabii abla zaten hep çekiyorlar" deyince denklanşöre bastık tabii....
Aaaaaaaaaa bu Sevgililer günü için de şık olur...............Yine şimşek geç çaktı::)))) Gerçi İremsu sevmez salebi ama başka içeceklere de uygulanabilir bu şirin kalpler.
Bu vesile ile hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum.

14 Şubat 2008 Perşembe

KOKUSU GELDİ Mİ?



Bu ara nergislerden yana çok şanslıyım. İş yerinden iki arkadaşım, biri bahçeden olmak üzere bana nergis hediye getirdiler.Çok mutlu oldum.Kokladıkça içim açılıyor.Allah ne güzel şeyler yaratmış.Çok şükür bu nimetlere ve aldığımız tek bir nefese.
Arkadaşlarıma beni düşündükleri için çok teşekkür ediyorum.
Ben de sizleri düşünüyor ve bu nergis fotoğrafını sizlere armağan etmek istiyorum kabul ederseniz.
Sevgiyle, sağlıkla kalın.

11 Kasım 2007 Pazar

KARE PİZZA






Adana'da Kare Pizza'mız var. Bu da İremsu'nun istediği mısırlı olanı.
Buralara yolunuz düşerse gidebilirsiniz.Lezzeti gerçekten güzel.Biz eve sipariş verdik.Afiyetle yenmiştir.Tamamını bitiremezsek poşetlere koyup, doğru buzluğa.Mikrodalgada ısıtınca taze gibi oluyor. Benim tembellik zamanlarımın vazgeçilmez durağı KARE PİZZA.Reşatbey Mahallesi ve Turgut Özal Şube'lerinden faydalanabilirsiniz.
Önemli Not:Kare Pizza'da hiçbir tanıdığım yoktur.Amacım reklam değil , Adana'da ne var ne yok paylaşmaktır.
Güzel bir Pazar dileğimle.

23 Ağustos 2007 Perşembe

KALPLER, KURDELELER, İNCİLER,SİMLER,PEMBELER...


Bu pasta benim geçen yılki doğum günü pastamdı. İş yerindeki kutlamada, sağolsun amirim ve iş arkadaşlarım düşünmüşler...Süslemesi açısından hem sizlere hem kendime fikir olsun diye eklemek istedim.
Bu pasta Mado'dan yaptırılmıştı.O zamanlar şeker hamuru süslemesi çok yeniydi ki Adana'da hala pek de eskimiş ve tutulan bir süsleme tarzı olduğu söylenemez ama ben çok beğeniyorum o ayrı::)))
Kalpler, kurdeleler, inciler,pembeler...

25 Temmuz 2007 Çarşamba