ANILAR-ÖZLEMLER-HATIRLANASILAR-UNUTULMAYANLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANILAR-ÖZLEMLER-HATIRLANASILAR-UNUTULMAYANLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2011 Perşembe

KABAK MÜCVER-KAKAOLU MÜJVER




























Küçüklüğümün çok sevdiğim yiyeceklerinden biridir. Aslında dolma yapıldığı zaman kabaların oyulan içleri atılmasın, değerlensin diye yapılan bir tariftir.Dolma yapıldığında ben yer sofrasında ananemlerin-annemlerin yanında oturur, patlıcan ve kabakların oyulmasını, içlerini çiğ çiğ yemek için beklerdim.Hatta "nolur anane ver " diye de yalvarırdım::)))Bir de doöma oyacağını ister, patlıcan oyamaya çalışırdım ama hep delerdim.Hala da pek

Ama önemli değil dolma yapmak şart değil, kabakları güzelce rendeleyip, şipşak hazır bir tarif.

İrem Su da en azından yiyor ve de kızartmada olsa sebze yemiş oluyor.Hatta dolaptan soğuk soğuk da alıp yiyor.Ben de soğuk halini çok severim.

Kakaolu olur mu demeyin aşağıdaki çok komik notu okursanız, olduğunu göreceksiniz::)))

Bir de "mücver" mi, "müjver" mi diyeyim bir türlü karar veremem::))) Aslında Türk Dil Kurumu'na göre doğrusu "mücver" tabii ama ben küçükken müjjjver derdim şimdide öyle demek istiyorum ben::))) Ama kelime anlamı ve de yazılışı aşağıda.

"TDK: mücver isim
Rendelenmiş kabağa un, yumurta, peynir, dereotu, tuz, karabiber, taze soğan katılmasıyla yapılan bir tür köfte."

Aaaaaaaaaaaaaa TDK nın tarifinde peynir de var ama ben öylesini sevmiyorum...
Mmmm bir de aslında evet dereotu-maydanozla da nefis olur ama evde İrem Su faktörü mevcut olunca onları ekarte ettik mecburen.


Malzemeler:

-2-3 rendelenmiş kabak
-1-2 adet rendelenmiş soğan
-Tuz
-Pul biber
-Bulamaç haline gelinceye dek un
-2-3 yumurta
-Karabiber
-Tatlı pul biber
-1 tatlı kaşığı kadar karbonat
-Kızartmak için sıvıyağ

Yapılışı:


Tüm mazlemeleri karıştırıp, bulamaç haline getiriyoruz.Tavadaki yağa dökerken kaşıktan akacak kıvamda yani.Yağı kızdırıp , arkalı önlü pişiriyoruz.Çok harlı ateşte pişirmiyorum çünkü içi çiğ kalabiliyor.Hatta bazen hafif piştikten sonra , çatalla delip pişrmeye o şekilde devam ediyorum.pşirdikten sonra da kağıt havlu-peçeteye çıkarıp, fazla yağını alıyorum.


AFİYET OLSUN!

ÇOK KOMİK NOT:


En son yaptığımda , öyle dalgınmışım ki(kim bilir aklımdan neler geçiyordu::)))) un poşetinde hem kakolu hazır kek un hem de sade vardı.Önce sadeden ekledim onu hatırlıyorum ama baktım biraz cıvık biraz daha un ekleyeyim derken bir de bakmışım ki kakaolu undan eklemişim.ama tabii dökmedim onu da pişirdim.Oldu yani::)))İçinin rengi biraz kahverengi oldu ama::)))

6 Nisan 2009 Pazartesi

HASTA YEMEĞİ AMA BENİM 1 ÖĞÜNÜM OLABİLİR PİRİNÇLİ YOĞURT


Bağırsaklar bozulunca akla gelen ilk yemekler; patates haşlaması -sumak-tuz veya haşlanmış pirinç-yoğurt-sumak-tuz karışımları.
Hepsini de çok severim.
Yoğurt yerine süzme yoğurt kullanırım.Tabii ki Sütaş süzme yoğurt.
Tarif şöyle:
-Haşlanmış pirinç(hani iyice lapa olsun ben öyle seviyorum)
-Yoğurt(ben hastayken normal değilken süzme yoğurt kullanıyorum)
-Tuz
-Sumak
Yapılışı:
Hepsini karıştırıp, üzerine sumak atıp süsleyip yiyoruz.
Afiyet Olsun!

20 Mart 2009 Cuma

SÜTLE EKMEK





Çocukken bayılırdık, çocukluğumu hatırlatan lezzetlere bayılıyorum ama tabii o zamanki lezzeti bulmak çok zor hem ruhsal hem fiziksel...

Bayat ekmekleri de bu şekilde değerlendirebiliriz.


Malzemeler:

-Süt(ısıtılmış-sıcak)

-Şeker(arzunuza göre)(bal da konabilir)

-Dilimlenmiş-doğranmış ekmek

Yapılışı:

Hepsini karıştırıp mama gibi yiyorsunuz afiyetle.

15 Ocak 2009 Perşembe

BOZAYA GEL BOZAYAAAAAAAAAAAAAA






Aslında benim annemler eskiden çok sık yaparlardı.Banu'cuğumda okuyunca o eski güzel günler geldi aklıma ve nostalji yaşamak için hemen yaptım.

Süzmesi dışında hiçbir zorluğu yok.Süzmedeki zorlukta bendeki tembellikten kaynaklanıyor o kadar.

Tarifi aynen uyguladım.Banu'ya yazdığım yorum da aşağıda...Tarif de öyle...


CANIM merhaba,
ben bozayı yaptım….nefis oldu..benimki 3-4 günde oldu…3-4 günde buzdolabında aynı tadı korudu…tarif için çok sağol canım…en kısa zamanda ben de günlüğümde yayınlayacağım izninle…bir tek vefa-mado bozası gibi rengi sarımtırak olmadı…seninki gibi daha açık renkti…sanırım bu da kullandığımız bulgur çeşidinden kaynaklanıyor…ben leblebi ve tarçınla bol bol içtim…sayende tabii…

Türklerin 2500 yıllık geleneksel içeceği boza, B vitamini açısından zengin. Bozayı ilk kez okulda hocalarımla yapmış ve sevmiştim. Ne zamandır yapmıyordum. Cuma gecesinden hazırlamaya başladığım boza, bugün kıvamına gelmiş ve çok güzel olmuş, Hafif ekşimsi ve lezzetli. Tarçın, arzu ederseniz de, leblebi ile ikram edebilirsiniz. Babam sıcak sevdiği için, kendisine ısıtarak veriyorum. Kıvama gelmiş bozayı, dolapta iki gün bekletin. Yoksa, sonradan tadı bozuluyor.
Ve eğer geç olmadıysa Sevgili Seçil yani Yeşil Kivi'nin mayalı tarifler etkinliğine katılmak istiyorum.Seçil'ciğim kolay gelsin...
İşte Tarif:

Malzemeler:
2 su bardağı kalın bulgur(bulgur beyaz ise bozanın rengi beyaz oluyor, sarı bulgursa sarı oluyor)
2 su bardağı tozşeker
1 çay kaşığı kuru maya
1 paket vanilya
15 bardak su
üzerine: tarçın ve sarı leblebi

Yapılışı:
Bulgur tencereye alınır üzerine 15 su bardağı su eklenir. bir gece bekletilir. Orta ateşte 1,5 -2 saat pişirilir. sonra mutfak robotu ile iyice püre yapılır. tel süzgeçten geçirilir. İçine şeker katılır eriyene kadar karıştırılır. kıvamı çok yoğunsa boza kıvamına gelene kadar biraz su eklenir karıştırılır. orta ateşte 5 dakika kaynatılır. Başka bir tencereye alınır. oda ısısında bekletilerek ılımaya bırakılır. Mayayı eklemeden önce boza çok ılık olmamalı elimizi yakmayacak derecede olunca mayalı suyu ekleyin. mayayı yarım su bardağı su ile ezin erisin bozaya ekleyin karıştırın. Başka bir çelik tencereye aktarın ve üzerine tülbent serin oda ısısında 1 veya 2 gün bekletin arada karıştırın. zaten tadını bilenler kıvamının geldiğini anlayacaklardır. Hemen buzdolabına kaldırın. iki gün içinde tüketin(benim bozam daha dayanıklı çıktı 3-4 günde bozulmadı aynı lezzzet ve kıvamdaydı).

Afiyet olsun!

12 Ocak 2009 Pazartesi

PEYNİRLİ-YUMURTALI UNO EKMEK(FIRINDA)


Uno'nun blogger sayfası sayesinde bir çok yeni ürünle , yeni ekmekle tanıştım. Buradan onlara çok çok teşekkür ediyorum ve sevgilerimi gönderiyorum.Umarım bir gün ben de fabrikalarını gezme fırsatını yakalarım.
Şimdi Uno ekmeklerle yaptığım, yediğim yemekleri paylaşmak istiyorum sizlerle...

Çok pratik ve nefis bir çocukluk aşkı diyebilirim...Gerçi ilk aşkların ve çocukluk aşkların da yalan olduğunu öğrendikten sonra bu nefis şeyin de güme gitmesini istemem bu adı vererek ama::)))

Neyse laf kalabalığını bırakıp tarife geçeyim hemen...

Malzemeler:

-Rendelenmiş beyaz peynir(Çay süt ya da Ayşe teyzem peyniri-Maraş)ya da kaşar da olur ya da evde ne peynir varsa yok demez bu tarif

-Pul biber

-Karabiber

-Yumurta

-Bayat ekmek(ya da normal ekmek ben Uno'nun diyet tost ekmeğine yaptım)

-Tereyağ-Margarin(ben kullanmadım)

Kişi sayısına göre malzemeler ayarlanabilir.Arzu edilirse maydanoz da doğranabilir.


Yapılışı:


Rendelenmiş peynir ve ekmek ve yağ hariç diğer malzemeler karıştırılır. Üzerine margarin-tereyağı sürülmüş ekmeklerin üzerine harç sürülür.Isıtılmış fırın ya da ızgarada üzeri kızarıncaya kadar pişirilir.


Afiyet Olsun!

22 Eylül 2008 Pazartesi

TAM 28 YIL ÖNCE BUGÜN


Herşeyin bir sebebi var...
Bu fotoğrafı görmem için 28 yıl geçmesi gerekiyormuş...
5 sene kaldığımız ve bir kez bile geri dönemediğimiz ASLANTAŞ BARAJI hatırası...
Ne çok şeyler yaşandı o 5 sene ve sonrasında...
Bu fotoğraf için tekrar Sevgili Çiğdem'e ve eşi Baturhan Atabey'e çok teşekkür ediyorum...
Sevgili Handan'ımın sitesini gezerken, Sevgili Çiğdem'e rastladım...Handan ile geçirdiğimiz yılları hala hatırlar ve anımsarım(Tabii sadece Handan'ım değil, o yıllarda yollarımız kesişen herkesle ve herşeyle olanları da, ki biri çok özeldi benim için ama şimdilik bende kalsın::))) ...Çiğdem ile de tanışma fırsatımız oldu..İyi ki oldu...Onun eşi Baturhan ile de yine Aslantaş'tan tanışıyoruz...Nerdeeeeeeeeeeeeeen nereyeeeeeee...İşte beni tam tamına 28 yıl önceye götüren bu fotoğrafı da paylaşmak istedim...
Baturhan'a, Çiğdem'e ve Handan'a sevgilerimi gönderiyorum...
Adana'ya geldiklerinde daha detaylı teşekkür edeceğim::)))
Bu da yukarıdaki yazımda ASLANTAŞ'a dair ÖZLEMLERİM'i anlattığım paragraf...
*Adana’dan ağlayarak gittiğimiz Aslantaş’ı, orada hayatımın en güzel 5 yılını paylaştığım herkesi, mavi gözlü beyaz tenli ilkokul öğretmenim Nedret GÜVENÇ’i , 11 kişilik sınıfımı,okul müdürü otoriter Meral öğretmeni, bana ait masamı, annemin ve babamın gelemediği okul müsameremi, bana matematiği sevdiren, saçlarımın onunki gibi olmasını istediğim , ortaokul öğretmenim Meral ALA’yı, Fizik öğretmenim Rüstem ÖZCAN’ı , Fen-Tarım öğretmenim Emine Han.’ı,12 yaşında ortaokulda tanıştığım ve 2 sene önceye kadar mektuplaştığım sınıf arkadaşım Gülşen Kalı(Dağdelen)’yı , sesi güzel Seher’i , not olarak gizli gizli yarıştığım Ayşenur’u , Zeliha’yı, bizi okula götürüp getiren mavi gözlü, mavi minibüslü Yusuf Abiyi, servisteki kaset savaşlarını, fıkraları , şarkıları, ders çalışmaları ,gazete-dergi değişimlerini, DSİ-DOĞUŞ servislerinin yarışmasını ve yarışı bizim kazanmamızı, Küçük ev dizisindeki baba Micheal’a benzediği için ‘Micheal’ diye hitap ettiğimiz Haluk’u, gazeteci olacağını söyleyip olan Handan ablayı, Japonlara’a benzettiğimiz çekik gözlü Aykut’u, bilim kokan Haluk’u, futbol sevdalısı Mete’yi, Simon Templer ’a(Saint’in dönüşü filmindeki) benzettiğimiz Teoman’ı, Zeliha ’yı , uzun örgülü sarı saçlı, sivilceleriyle devamlı kavga eden, Cahit amcadan ödü kopan , geceleri penceresini tıklatıp korkuttuğumuz Emel Ablayı , Mesude ‘yi ve ablası Mesliha'yı,Tarkan’ı, Murat’ı, Orkun ’u, Wilademir’i, 5 taş ve lastik oynadığım komşu kızı arkadaşım Rüya’yı, kıvır sarı saçlı küçük Simla ’yı, hayat dolu Cemile teyzeyi, kapı komşumuz Ayten teyzeyi,Lidya teyzeyi, Müsenna teyzeyi, Necla teyzeyi,Babana teyzeyi , Hakan’ı, Elvan’ı, kurt köpeğinin mi onu, onun mu kurt köpeğini gezdirdiğini pek kestiremediğimiz Erdal Amca ’yı , gitmekten nefret ettiğim kantini, voleybol-basketbol-masa tenisi turnuvalarını, annelerin kısır partilerini, klüpte yaptıkları paralı günleri,pırıl pırıl yıldızların çokluğunu görebilmeyi, kayan yıldızları, hiç durmaksızın yağan yağmuru, şimşekleri, gök gürültüsünü, yağmurdan ıslanmış sarmaşık güllerini, bahçede yetişen sebzelerle yaptığımız yemekleri, alabildiğine yeşil buğday ve yer fıstığı tarlalarını, muhteşem nehir manzaralı evimizi, sabah servis beklerken inen o yoğun sisi, baharın –sevgilerin habercisi beyaz papatyaları, çardak partilerimizi, klüpte yediğimiz yemekleri(tadı damağımda kalan elmalı hamur tatlısını), ilk aşkımı, ilk aşkı olduklarımı, ve bir kez bile olsa, bir kez daha geri dönemediğim Osmaniye ‘yi özledim...
*Şu an hatırlayabildiğim ve hatırlayamadığım ,yazabildiğim ve yazamadığım, benim hayatımda derin izler bırakan ve benim hayatında bilerek ya da bilmeden iz bıraktığım, üzüntülerle, doyulmaz çocuksu sevinçlerle, unutulmaz hüzünlerle , hayal kırıklıklarıyla, sevgilerle, korkularla,kıskançlıklarla , paylaşımlarıyla , özverileriyle, içtenlikleriyle, vicdan azaplarıyla, pişmanlıklarla, şu anki beni ben yapan, ölünceye kadar ,kalbimin ve aklımın bir köşesinde daima yer alacak , beni en ince ayrıntısına kadar hatırlayan ya da hiç hatırlamayan , sevgimi söyleyebildiğim ya da söyleyemediğim , kalbini bana açabilen ya da açamayanları, kalbini bana açan fakat karşılık bulamayanları, bilmeden kırdığım insanları ya da kırıldığım insanları, bu yazıyı okuyabilecek olanları yada okuyamayacak olanları , bu dünyada artık olmasalar da benliğimin en güzel köşelerini süsleyen ve süsleyecek olanları ,ortak bir geçmişi paylaştığım veya paylaşacağım herkesi çok özledim...Unutulmak ve unutmak hayattaki en acı gerçek bence...çünkü insan hatırladığı sürece hayatta kalabilir ancak...mutlulukları, hüzünleri, pişmanlıkları, hatırlar ve yaşadığı güne bunları ekleyerek mutluluğun kapısını tekrar aralar...hiç beklemediğim bir anda bunu bana öğreten, unutulmamanın mutluluğunu ve bir o kadar da acısını yaşatanlara da teşekkür ederim. Onları da özledim.
İLKAY ZEHRA ÜLBEĞİ
Bu arada yukarıda adı geçen ve yıllar sonra bulabildiğim, bağlantı kurabildiğim;
Teoman Göz doktoru olmuş ve İstanbul'da yaşıyor...
Mesliha yine İstanbul'da...
Cankut yine İstanul'da ablası ve ailesi Adana'da...
Haluk, İzmir'de ve aynı şirkette çalışıyoruz::))
Handan-Baturhan Ankara'dalar...
Rüstem Hocam Adana'da Milli Eğitim Md.lüğünde...
Mete,Atilla yine İstanbul'da...
Kimbilir belki yıllar sonra da olsa yüzyüze görüşebilme şansımız olur...???
NOT:Bu arada fizik tedaviye başladım, çok şükür daha iyiyim...Herşeyin başı sağlık...ÖTESİ BOŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ

11 Eylül 2008 Perşembe

KIZILCIK MARMELATI,ÇİTOS-ÇİĞDEM,TEŞEKKÜR






Offfff ben var ya ben çocukluğumun o güzel anılarını canlandıran tatlara bayılıyorum.Biliyorum o günler gelmeyecek ama o günler bende tekrar canlanınca müthiş bir mutluluk duyuyorum.Yaylada topladığımız kızılcıkla yapılan reçelller, marmelatların tatları hala damağımda, ayrıca kazanlarda pişen reçellerin kıvamını alması için güneşte bekletilirken üzerine örtülen bembeyaz tülbentler canlandı gözümde nedense...Üzümlerden yapılan pekmezler, bandırmalar...

İşte o anlardan birine tanıklık etmek için , işyeri arkadaşım Hasan'ın getirdiği kızılcıkla yaptığım marmelat...Tabii o kadar az oldu ki kimseyle paylaşamadım buna da üzüldüm ama...Zaten o az miktarla bile boğuşmak bana zor oldu ama o reçelle pişmiş kızılcık kokusu bile yeterdi...Buradan arkadaşım çok teşekkür ediyorum o müthiş kızılcıklar için...

Gelelim nasıl yaptığıma...

Ölçüler tahmini ,göz kararı...
Bu arada bu da arşivden bir tarifti, bu aralar hiç keyfim yok, işler yoğun, okullar açıldı,Ramazan-oruç derken kendimi bir tuhaf hissediyorum.
Yalnız dün bu tuhaflıktan sıyrıldığım bir 2 saat geçirdim Sevgili Çiğdem'ciğimle...Nasıl mutlu oldum, nasıl sevindim, nasıl koyu bir sohbet yaptık ki sormayın gitsin...2 saat nasıl geçti ne o, ne de ben anlayabildim...Hani sanki 40 yıldır tanışıyoruz, sanki çocukluk arkadaşımmış gibi...
Ayrıca benim AFAD-Grup 82'den de 2 arkadaşımla iş arkadaşı olduklarını öğrendim...Adana küçük, dünya küçük, evren küçük işte...Nerden nereye işte...Onun eşi de zaten bizim çocukluk arkadaşımız...Bunca senedir görüşmesek de o çocukluk günleri unutulmuyor...Bu arada eşinden, Sevgili Handan'cığımdan gelen o güzel selamları da aldım...Benden de onlara selam olsun....
En kısa zamanda tekara görüşebilmek dileğimle diyorum...Handan'cığımla da aslında görüşelim planları yapmıştık ki o da çocukluk arkadaşım, Aslantaş arkadaşım, ablam ,canım...Ama kısmet önce Çiğdem'ciğimle tanışıp, görüşmekmiş...Herşey olacağı gibi oluyor...Ne eksik, ne fazla...
Çiğdem'ciğimle zaten yazılarla, yorumlarla ruhlarımıza dokunmuştuk, şimdi de artık yüzyüze de tanıştık...İyi ki tanıştık...Ben çok ama çok mutluyum...O kadar da ortak birçok noktamız olduğunu da gördük...
Ayrıca dün onunla konuştuğumuz gibi, bir kapı örtülürse diğeri açılıyor, birini kaybettiğinizde bir diğeri geliyor...Bu süreci bu şekilde kabul ettiğinizde , herşey için, iyi-kötü herşey için şükrettiğinizde sanırım kapılar kendiliğinden açılıyor...İyi ki bu güzel ve yeni kapı bana açıldı...
Hepinize de daha nice güzel dostluklar diliyorum...Gönül kapınız hep açık olsun...
Sevgiyle...
Artık tarife geçsem fena olmayacak::)))
Ölçüler tahmini ,göz kararı...
Malzemeler:

-1 kilo kadar kızılcık
-1 kilo kadar toz şeker
-1 limon suyu(ama suyu az limon suyu)::)) yoksa 1/2 limon suyu yeterli sanırım
-1 fincan kadar su

Yapılışı:

Kızılcıkları yıkadım, tencerey alıp, üzerine suyu döktüm ve yumuşayıncaya dek pişirdim.Soğuyuna eleğe aldım ve üzerinden kevgirle geçtim.Ama tam çekirdekler ayıklanmadı.Tek tek ayıkladım.Bu bölüm biraz sıkıntılı ama::)))Sonra blendıra koydum ve iyice ezilinceye dek vınnnladımmmmm....Sonra tekrar tencereye alıp, üzerine şekeri ekledim.Kıvamını buluncaya dek kaynattım ama ocağın başından ayrılmadım...Kıvamını bulmaya yakın limon suyu ekledim.Veee işte nefis marmelatım hazır...

Light kepek ekmeğin üzerine, şu hazır kremalardan hani süt kutusunda olandan sürdüm, üzerine de marmelat, 1 fincan çayla mmmmmmm hem geçmişin tozlu ama bir o kadar da huzurlu yollarında dolaştım hem de karnımı doyurdum.

Hepinize sevgiyle...
ÖNEMLİ ÇOKI ÖNEMLİ NOOOOOOTTTTT:
Yorumlara geç cevaplarım için çok özür diliyorum.Gerçekten işler çok yoğun, bütçe çalışmaları başladı::(((( Eve geldiğimde hışşşşşşşşşşşşşşşşş gibi olmuş oluyorum....Zaten işyerinde buzlukta gibiyiz...Dışarı çıkınca buzluktan çıkmış bezelye gibi...Servise bin tekrar buz dolabı...sonra tekrar sıcakk...bezelyeler şoka girmiş durumda::)))Sonra ev yine buzzzzzzzzzzzzzzzz...İrem Su ile de bir türlü vücut ısılarımız uymuyor...O sıcaklarken, ben üzerime pike alıyorum birlikte TV seyrederken::)))
Ve de gerçekten keyfim yok...
Bir de Şebnem Ferah'tan size güzel bir şarkı sözü var...Bu ara beni çok iyi anlatıyor onu da paylaşmak istiyorum...

bugün kendimi kuru yapraklarla kaplı
çıkmaz bir sokağa benzetiyorum
sadece o sokakta yaşayanlar üzerimden
gelip geçiyor

bugün kendimi odalarından çoğu boş
bazen dolan bir Otel gibi hissediyorum
içimden ne hayatlar ne hikayeler ne aşklar
geçip gidiyor

ben böyle değildim ne zaman kayboldum
rüzgarla dans ederdim ne zaman savruldum
bir ses duydum geçmiş zamandan
bir ses duydum küçük bir kızdan

bir bilet istiyorum
sadece gidiş olsun
çocukluğun saflığına
gidip orda yaşamam gerek
bilet istiyorum
tek kişilik olsun

yarına çıkabilmem için
heyecanı hatırlamam gerek
bugün kendimi parktaki bir bank gibi
sessiz ve sabit hissediyorum
geceleri üzerimde şehrin ışıkları
yatıp uyuyor

bugün kendimi tonlarca yük taşıyan
gemilerin denizi gibi hissediyorum
kaldırma kuvvetim var ama şehrin atıkları
içime akıyor
Tamammmmmmmmmmmmmmmmmmmm bitttiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii gittimmmmmmmmmmmmm

1 Temmuz 2008 Salı

HAZIR YUFKA İLE TAHİNLİ-PDÇS 26








Bu tarifi bir çok site sahibi yapmıştı.En son okuduğum Beyaz Sofra'daki tarifti.
Bu tarifle de Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği-26'ne katılmak istiyorum.Kelebekli Saniyeler'e Sevgili Huriye'ye kolaylıklar diliyorum.
Bunu yine doğumgünümüz için bizi ziyarete gelen arkadaşlarımız için yapmıştık.En çok seven de Sevgili Jale olmuştu::))) Bir de ben::)))

Aslında bu tarif milföy hamuru ile de olur, normal yufka ile de...Yani evde ne varsa onunla deneyebilirsiniz.Ve bu tarifi ben çok sevdim herkese en az bir kere yapmasını tavsiye ediyorum.
Ben tadını yaylada fırıncı Muhammer Usta amcamızın yaptığı tahinli ekmeğe benzettim.Anılarım canlandı... Buradan onu rahmetle anıyorum.
Bir de tariflerimi deneyip, deneyimlerini paylaşan ve siteye yorum yazan canım arkadaşım Cennet'e de buradan teşekkür etmek istedim...Sen de iyi ki varsın canım arkadaşım...
Burada benimle paylaşımda bulunanlar da iyi ki var...
Hepinize sevgilerimle,
Ve artık nihayet İşte Tarif::)))...
Malzemeler:
· 6 baklava yufkası (Yuka marka) (Adana'da oturanlar için, ben Groseri-Kenan Evren Şubesin'de gördüm ve aldım)
· 1 kase tahin
· 1 kase ceviz
· 1 kase toz şeker
· 1 tane yumurta
Hzırlanışı:
1. Yufkalar ikiye bölünür.
2. Tahin, ceviz, toz şeker karıştırılarak, kesilmiş olan bir yufkaya tahin karışım sürülerek rulo yapılır, bütün yufkalar aynı şekilde hazırlanır.
3. Yağlanmış tepsiye dizilir, üzerine yumurta sürülür.
4. Önceden ısıtılmış 180° fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirilir.
5. Fırından çıktıktan sonra 3 parmak kalınlığında kesilir.


Afiyet olsun!

18 Haziran 2008 Çarşamba

TAZE FİRİK NOHUT



Çocukluğumun mutlu günlerini hatırlatan bir lezzet.Tam zamanı bu ara.

Bir de sürpizli bir yiyecek...Tam bitti dediğinizde yaprakların arasında bir tane size gülen bir nohut çıkıveriyor...Ben buna bayılıyorum...Sizlerle de paylaşmak istedim.


Hepinize güzel çocukluk günlerinizi hatırlatan anlar dilerim.